10 Ağustos 2013 Cumartesi

AKIL HASTASI OLANLAR, KATİL MAFYALARDAN RÜŞVET YİYEN SAVCILARDIR




EĞER SİZİN CANINIZA KAST EDEN OLSAYDI NE YAPARDINIZ?

Heyete girmediğim halde deli raporunu uygun gördüler.
Sahte bir belgeyle beni öldürmeye çalıştılar.
Dört ay boyunda zırdeli tedavisi…
Dilim dışarıya sarkmış, kendini bilmez bir halde, uyuşturulmuş vicudumla 4 ay boyunca yaşadıklarımı hiç kimse bilemez…
50 adet zırdeli arasında eğer delirmediysem, bu Allah’a olan inancımdandır.
Fakat beni tımarhanelere kapatanların Allah’ı yoktu.
Onlar hep parayı sevdi… 
Cinayetlerini örtbas ettiren Ilgaz mafyasının kirli parasını…
İşte onlardan iki isim: Savcı Celalettin Karanfil ve Hakim Murat Karahisar…
…ve Eskişehir Devlet Hastanesi doktorlarından Gönül Baylan Kaygısız…
Bunları insan olarak mı tanıyorsunuz? Bunlara hayvan demek bile hayvanlara hakarettir.
Bunlar şerefsiz namussuz ucube pislik mahlukatlardır.
İşte canıma kast eden üç isim bunlar: Savcı Celalettin Karanfil, Hakim Murat Karahisar, Doktor Gönül Baylan Kaygısız…

Şikayet etmediğim hiçbir makam kalmadı…
Buna adalet diyorlar…
“Küfür etme” diyorlar…
Siz olsaydınız ne yapardınız?
Ellerini mi öperdiniz?
Şimdi soruyorum bu bozuk adaletin mucitleri Tayyip ve suç takımına:

HER HAKARET EDEN VATANDAŞIN AKIL HASTANESİNE KAPATILMASI MI GEREKİYOR?

Oysa anlattığım her olay gerçektir. Asla hakaret etmek niyetiyle yazı yazmadım.
Bu sebeple hiçbir iddiam konusunda hiçbir ifadem alınmamıştır.
Cinayetler, tarihi eser kaçakçılığı, devletten yapılan soygunlar, banka hortumlanması, Eskişehir Subay Orduevi Binasına verilen zararlar, sahte ruhsatlı çok sayıda kaçak villalar, 2600 yıllık Frig höyüğünün yağmalanması…

Devletin bir savcısı beni çağırıp da bu konularla ilgili ifademi almadı.
Hakaret ediyormuşum… Küfrediyormuşum… İftira ediyormuşum…
Fakat ettiğim iftiraları hiçbir zaman iddianamelere ve gerekçeli kararlara yazmadılar.

Rüşvet yiyip, taraf tutup, suç işlediler.

İŞTE SUÇ İŞLEDİKLERİ İÇİN YOK ETTİKLERİ BİR DAVA DAHA:


ESKİŞEHİR BAŞSAVCISI GÖKHAN KARABURUN'UN YIRTTIĞI İTİRAZ DİLEKÇEM



                    ESKİŞEHİR 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE,


                                     İTİRAZ DİLEKÇEMDİR


KONU :  Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/717 nolu ilişikteki kararı.


İTİRAZ  NEDENLERİM:

             

Sayın Hakim,


             Bu itiraz dilekçemde Mahkemenize sunduğum her olay ve konu, doğruluğu taahhüt edilerek anlatılmıştır. İlişikteki Mahkeme Kararı’nda görüleceği üzere, “birden fazla şahısa hakaret ettiği ve birden fazla iftira suçlarını işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunduğu” iddialarıyla AKIL HASTANESİNE sevk edildim.


             Tam beş senedir belgelediğim yasadışı işleri ilgili makamlara ihbar ettim, fakat bu makamlar “görevli memura görevinden dolayı hakaret ettiğimi” iddia ederek 4 adet “hakaret davası” açtılar ve Yargıtay iki davayı bozarak geri gönderdi. Diğer iki dava Yargıtay’da bekletilmekte. Sayın Başsavcım ve Vekili, şahsıma “iftira davası” açmadılar ve ispat etmemin yolunu sürekli kapattılar. “Görevli memura görevinden dolayı hakaret ettiğim” yalandır. Beş senedir bu “görevli memurlar” görevlerini yapmadılar ki hakaret edeyim… “Görevini yapmayan memura, görevini yapmadığından dolayı hakaret” iddiasıyla şahsımdan şikayetçi olurlarsa, bu suçumu seve seve kabul ederim. Cinayet ihbarlarımı bile kale almadılar. Üstelik ihbar ettiğim her olay belgelidir. Fakat Mahkeme Kararında görüleceği üzere “iftira ettiğim yolunda kuvvetli şüpheler bulunmakta”ymış. Sayın Başsavcım, hangi konularda iftiralarda bulunmuşum, Akıl Hastanesi’ne postalamadan önce bu iftiralarımı ispat etmek ve Mahkemenize sunmak zorundadır. “Şüphe” kelimesiyle hiçbir şahıs Akıl Hastanesi’ne gönderilemez. Önce bu iftiralarımı ispatlasın…


             2002-2003 yıllarında, Ilgaz AŞ isimli bir suç şirketinde bir buçuk sene çalıştım. Cinayetlerine ve çok sayıda yasadışı işlerine şahit oldum ve bu sebeple bu suç şirketinden ayrıldım. Hiçbir surette düşmanlık beslemediğim bu suç şirketinin beş adet ortağının devlete karşı işlemiş oldukları yasadışı işlerini, sadece devletimi düşünerek, ilgili tüm makamlara dilekçeler yazarak suç duyurularında bulundum. Eskişehir Emniyet Müdürü ve Eskişehir Valisi bu ihbarlarıma ilgi duyup gereğinin yapılması için hizmet verdikleri ve soruşturma başlattıkları bir sırada, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer bu dilekçelerimi işleme koymadılar. Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, karakollara verdiğim şikayet dilekçelerimi yırtarak şahsımla alay ettiği gibi, belgelediğim bir düzine yasadışı işlerin ifadesini şahsımdan almak istemediler, akli ve ruhi durumumla ilgili soruşturma başlattılar. Sonrasında Adalet Bakanı Cemil Çiçek, şahsıma bizzat telefonla ulaşarak Ankara’ya davet etti. Makamında yasadışı işlerin belgelerini teslim ettim. “Gereği yapılır” diyen Adalet Bakan’ımız gereğini yapmadıkları gibi, Ilgaz AŞ ortaklarının Ak Parti kurucu üyeleri olması sebebiyle yasadışı işler kapatıldı. Yasadışı işlerini kapatmaları için para desteğiyle milletvekili seçtirdikleri  Murat Mercan’la ilgili iddialarımı ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’in şikayet dilekçelerimi yırttıklarını 2005 senesinin Nisan ayı içinde internet ortamına taşıyarak, cinayetlere, tarihi eser kaçakçılığına, sit alanlarının yağmalanmasına suç birliği ettiklerini Milletvekillerimizin TBMM’deki e-mail adreslerine, parti merkezlerine ileterek suç duyurularında bulundum.  Sonrasında  Başsavcı Vekili’ne hakaret ettiğim, Milletvekiline sövdüğüm iddialarıyla cezaevinde 34 gün susturuldum ve Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Tam beş senedir bu iddialardan vazgeçmedim ve belgelediğim yeni iddiaları da ekleyerek ilgili tüm makamlara suç duyurularında bulunmaya devam ettim.  Beş sene içinde şahsıma dokuz adet “hakaret davası” açıldı fakat hiçbir şahıs “iftira davası” açamadı. Çünkü yasadışı işleri belgelediğimi hepsi biliyordu. Şahsıma Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dört adet hakaret davası açan mafya patronları “cinayet işlemedik” diyemedi. “Banka hortumlamadık” diyemedi. “Sit alanlarını yağmalamadık” diyemedi. “60 adet sahte ruhsatlı kaçak villa yapmadık” diyemedi. “Tarihi eser kaçırmadık” diyemedi.  “Kamu makamlarından  hırsızlıklar yapmadık” diyemedi.  “Rüşvet vermedik” diyemedi. Fakat söylemediğim halde “PİÇ” demişim, “hırsızın oğlu” demişim, “mafya” demişim işte bu sözler nedeniyle şahsıma hakaret davaları açıldı. Fakat bu mahkemelerin tamamında, şahsımı suçlu göstermek adına Anayasal suçlar işlendi. İddianamelerde sahtekarlık yapıldı. Savcılar tarafından şahsıma iftiralar atılarak komplolar kuruldu. Ilgaz mafyasını yasadışı işlerinden AK’lamak adına şahsıma “deli raporu” aldırılmaya çalışıldı. Yapılan bu hizmetlerin tamamı, AKP kurucusu olması sebebiyle cinayetler işleyen Ilgaz mafyasını yasadışı işlerinden AK’lamak adına tezgahlanmıştır.  Kısaca anlattığım yukarıdaki olaylar sonrasını maddeler halinde sunuyorum:       


          KONU 1). Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’e hakaret ettiğim iddia edilen 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde gıyabımda yargılandım, bir buçuk sene hapis cezası aldım ve bu cezayı Yargıtay 4. Dairesi  “esasa bakmadan” bozarak geri gönderdi.  Gerekçeli Karar’ı hiçbir surette şahsıma tebliğ edilmeyen bu karar elime geçince, Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi’nin ve Eskişehir Başsavcısı’nın, “Adaleti yanıltmak adına” yasadışı işler yaptıkları da ortaya çıktı.  Gerekçeli karar, açık adresimi defalarca mahkemeye göndermeme rağmen hiçbir surette  şahsıma tebliğ edilmedi, ispatlıdır. Şahsım adına Yargıtay’a “temyiz dilekçesi” yazan avukatı da tanımıyorum ve hiçbir surette şahsım adına mahkemelere müdafi tayin etmedim. İkamet ettiğim Erdemli’den iki defa 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne taahhütlü mektupla  “yazılı savunma dilekçesi” gönderdim ve biri kayboldu. Kaybolan dilekçem Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nden çıktı. Başsavcı Gökhan Karaburun bu dilekçemi dosyamın içinden alarak “hakaret ettiğimi”  iddia etmiş ve dava açmıştır. Oysa “yazılı savunma” yapmak Anayasal hakkımdır. Fakat bu hakkım gasp edilmiştir. Sonrasında Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmaya çıktım. Sözlü savunma yaptım ve 20 adet yasadışı işleri ispat eden belgeleri mahkemeye teslim ettim. Yargıtay’dan karar bozularak döndüğünde, şahsım adına “temyiz dilekçesi” yazan avukatı arayıp buldum ve kendisini suçlayarak dava açacağımı söyledim. Bu avukat kendisinin Baro tarafından müdafi avukat olarak görevlendirildiğini söyledi. “Gerekçeli Karar’ın sana gönderilip gönderilmediği beni ilgilendirmez” dedi. Bu sözleri üzerine bu avukata savunma dilekçelerimi ve belgeler göstererek  dosyamda olup olmadığını sordum. Sayın avukat dosyamdaki iddianameyi, ifadelerimi, mahkeme kararını ve temyiz dilekçesininin fotokopilerini alıp dosyalamıştı ve göstererek “sadece bunlar var” dedi.  Anladım ki Erdemli ilçesinden gönderdiğim yazılı savunma dilekçem ve 20 adet belge dosyamda yoktu. Kararın Yargıtay’ca bozulmasından sonra çıktığım bir duruşmada, “Erdemli ilçesinden Mahkeme kanalıyla gönderdiğim 20 adet resmi belgeyi görmek istediğimi” talep ettim. Sayın Hakim bu talebimi reddederek belgeleri göstermek istemedi. Anladım ki Başsavcı Gökhan Karaburun, “yazılı savunma dilekçem” gibi 20 resmi belgeyi de dosyamdan almıştı. Bu mahkemeye “reddi hakim” talebinde bulundum fakat 2. Ağır Ceza Mahkemesi reddetti. Adaleti yanıltmak ve şahsımı suçlu duruma düşürmek adına bu Mahkemede çok sayıda başka Anayasal suçlar işlenmiştir. Özellikle Savcı Cemal Gürsel Sarıca, şahsımdan ifade almasına rağmen, adaleti yanıltmak ve şahsımı suçlu göstermek adına, verdiğim ifadeleri tutanaklara geçirmemiş ve taraf tutarak iddianameyi tamamen aleyhime hazırlayarak, cinayetler işleyen bir mafyanın hizmetçiliğini yapmıştır. Bu suçları siz Sayın Hakim’e huzurunuzda ispat edebilirim. Adalet Bakanlığı’na ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne suç duyurularında bulundum. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak yardım istedim. 


          KONU  2). Ilgaz mafyasının  MAFYA BABA’LARI, “hırsızlık yaptığımı, asılsız ihbarlarda bulunduğumu, deli olduğumu ve vesayet altına alınmam gerektiğini” iddia ederek 8 ayrı ve 500’er milyon manevi tazminat davası açtılar. İkamet adresim bilindiği halde duruşma tebligatı gönderilmedi. Hiçbir ifademe başvurulmadan yargılandım ve 6 milyar para cezasına hükmedildi. Karar yine tebliğ edilmedi. Fakat oğlumun ikamet adresi bulundu ve yasadışı bir şekilde evini talan ettiler. Mahkemenin gerekçeli kararı yine gönderilmedi. İcra talanı sonrasında böyle bir yargılamanın yapıldığını öğrenerek kararı Eskişehir 3. Asliye Hukuk Kalemi’nden bizzat aldım. Mahkeme Başkanı’na itiraz ettim, kabul görmedi. Bu yasadışı işlemleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na ileterek suç duyurularında bulundum. Oysa bu Mafya Baba’ları bu davalarını Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne de götürmüşler fakat Hakim reddetmişti.  


          KONU 3). Başsavcı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, yukarıdaki aynı iddialarımla ilgili ve başka mahkeme dosyalarından çalarak götürdükleri  Eskişehir  1. Sulh Ceza Mahkemesi’nde şahsıma karşı iki dava daha açmıştır ve yapılan mahkemeler sonrasında toplam beş sene hapis cezası aldırmıştır.  Mahkemeye sunduğum “yazılı savunma dilekçem” reddedilerek Anayasal savunma haklarım gasp edilmiştir. Bu davalar Yargıtay’da bekletilmektedir.


          KONU 4). Yine Başsavcı Gökhan Karaburun ve Vekili Coşkun Mutluer, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde şahsıma “görevli memura hakaret” davası açmışlardır. Sayın Başsavcı’ya Eskişehir Cezaevi’nden yazdığım bir mektup sonrasında, Sayın Başsavcı Cezaevine gelerek bu mektubu iade etmiştir. Fakat internet sitemde yayınlayınca bu davayı açmıştır ve yasadışı işleri teşhir ettiğim ilk internet sitem trsayfam.com kapatılmıştır. Bu mektupta yasadışı işlerin ne şekilde örtbas edildiğini tek tek anlatmıştım.  Sayın Hakim gıyabımda para cezası verdi ve bu kararı Yargıtay 4. Ceza Dairesi “esasına bakmadan” bozdu. Bu mahkemede yeniden tek celsede ve 5 dakikada jet hızıyla yargılandım, cezam ikiye katlandığı gibi 3 buçuk sene hapis cezası aldım. Ayrıca tüm kamu haklarım elimden alındı: Parti üyesi olamaz, yöneticilik yapamaz, iş yeri açamaz vs…  Oysa beş senedir aynı savunmayı verdiğim gibi, Mahkemeye sunduğum belgeler araştırılmadı, Başsavcı ve Vekili ile yüzleşme talebim reddedilmediği gibi, kabul de edilmedi. Kısacası bu Mahkeme de Anayasal suçlar işlemeye devam etti ve ben de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurularında bulundum.


           KONU 5). Cinayetler işleyen Ilgaz Mafyası, Eskişehir 2. Sulh Ceza’da şahsıma karşı dört adet “hakaret” davası açtı. Bu davaların “iftira” olduğunu belgelediğim gibi, bu davaları internet siteme taşıyarak Ilgaz Mafyasının BABA’larını cümle aleme rezil ettim. Mahkeme Hakimi Berrin Hanımefendi, Savcı Hasan Gönen ve Ilgaz Mafyası’nın avukatı Banu Bazarkaya ile suçbirliği yaparak iddianameyi değiştirdiler. Bunu da ispat ettim. Şahsımı suçlu göstermek adına tutanaklara kasıtlı olarak “sabıkalı” yazdırdılar. Oysa sabıkam yoktur. Mahkemeye iki şahit gösterdim, reddedildi. Yazılı savunma dilekçem bir başka mahkemeye postalanarak yine cezaevine atıldım ve 30 gün susturuldum. Mahkemede sözlü ifade vermek istedim, Sayın Hakim “mahkemenin düzenini bozduğumu”  iddia ederek sürekli engelledi. Belgeler sundum, kabul etmedi. Bunun üzerine  “reddi hakim dilekçesi” sundum, imzalayarak aldılar fakat dokuz ay boyunca yargılamaya devam ettiler. HAKİMİ RED dilekçem reddedilmediği gibi, kabul de edilmedi. Bunun üzerine dokuz ay sonra ikinci defa yazılı olarak ve gerekçelerimi sunarak “reddi hakim” talebinde bulundum. Çünkü sayın Hakim Anayasal suçlar işliyor ve sahtekarlık yapıyordu. İkinci RED dilekçemi kabul etmek zorunda kaldı. Hakimin isteği üzerine iki defa İstanbul Adli TIP Kurumu’na gönderildim ve gönüllü gittim, 4. İhtisas Kurulu’nda heyete girdim. Sahtekarlığını ispat edip yüzüne vurduktan ve ikinci “reddi hakim” dilekçemden sonra üçüncü defa “Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine,  müşahade altına alınmasına” diyerek karar verdi ve şahsımı polis zoruyla göndermeye çalıştı, itiraz dilekçemde haklı sebeplerimi bildirerek gitmedim. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Suç duyurularımla ilgili, Kaçakçılık Şubesi’nde ifadem aldırıldı. 30 Nisan 2009 günü dördüncü defa “Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine ve müşahade altına alınmasına” diyerek polis zoruyla göndermeye çalıştı fakat yine gitmedim, sonrasında nüfus kimliğime el koydu. Gitmek istemiyordum çünkü iftiralarla yargılamaya çalışıyordu ve bu iftiraları belgelemiştim. Şahsımın İstanbul Adli Tıp’a gönderilmesine gerekçe olarak gösterilen 1005 numaralı dosyamın Mahkemeniz tarafından incelenmesi zorunludur. Ayrıca yine 2. Sulh Ceza  Mahkemesi Hakimi’nin iddianamede sahtekarlık yaptığı Soruşturma No: 2005/11204, Esas No:2007/5865, İddianame No:2007/2615 “hakaret” dosyasının bizzat bu mahkemeden talep edilmesini ve Mahkemenizde incelenmesini, sahtekarlıklarla ilgili şahsımdan bizzat ifade alınmasını talep ediyorum.


              KONU 6). Yukarıda anlattığım üzere Eskişehir Mahkemelerinde (Başsavcı, Vekili ve Büyükerşen’in açmış olduğu  5 adet),  (Ilgaz mafyasının 4 adet “hakaret davası”) toplam 9 adet mahkeme sonrasında, hapis cezalarının da Yargıtay’dan bozularak dönmesi sonrasında, Sayın Başsavcım şahsımı cezaevine sokamayınca, akli ve ruhi durumumun bozuk olduğunu iddia ederek beşinci defa şahsımı Adli Tıp kurumu yerine MAZHAR OSMAN AKIL HASTANESİ’ne göndermek istemiştir. Çünkü dosyalarımdan çalınan belgeleri ve savunma dilekçemi, ayrıca sahtekarlık yapılan iddianameyi ispatlamamı engellemek için başka yol bulamadılar. Dahası, aylardır internet sitemde, şahsımı linç eden savcıların ve şahsımı iftiralarla yargılayarak suçlu duruma düşürmek için elinden geleni yapan hakimlerin  rüşvet aldıklarını iddia ederek suç duyurularında bulunmaktayım. Özellikle Hasan Gönen isimli savcının, cinayetleri örtbas etme karşılığında bu mafyadan 1 milyon dolar rüşvet aldığını iddia ediyorum. Aylardır yaygara etmeme rağmen  hangi bir tanesi şahsımı mahkemeye vermiştir, siz sayın Hakim’in araştırmasını ve bu konular hakkında Mahkemenizin bizzat şahsımdan ifade almasını, Ağır Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum.    

             Yukarıda 6 madde halinde Mahkemenize sunduğum dosyalarımın ilgili Mahkemelerden talep edilerek araştırılması gerekmektedir. İspat edemeyeceğim konuları asla açmam. Yukarıda anlattıklarımda eğer ADALET olduğuna inanıyorsanız, seve seve MAZHAR OSMAN’a gideceğimi  taahhüt ederim. Cinayetleri ihbar etmekle ben suç işlemiyorum. Faili meçhul cinayetlerde kıl-tüy arayan Adaletime yardım etmek istiyorum. Fakat savcılarım beş senedir yazılarımdaki suç duyurularımı ısrarla görmek istemiyor, “hakaretlerimi” cımbızla seçip dava üstüne “hakaret davası” açıyor. İçlerinden hiç biri “cinayetleri örtbas etmedik” diyemiyor ve “iftira davası” açamıyor. Susturulmak adına 64 gün hapsedildim. Ceza alıp da hapsedildiğim olmadı. Beş senedir Savcılarıma ilettiğim mafyanın yasadışı işleri şunlardır:


           1). Üç adet cinayet ve birine bizzat şahidim. İhbarımla ilgili Sayın Başbakan’a gönderdiğim ve Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini talep ettiğim dilekçem, taahhütlü ispatı ile birlikte ilişiktedir. Sayın Başsavcım, bu cinayet ihbarı dilekçemle ilgili ne yapmışlardır? Savcı Cemal Gürsel Sarıca, ısrarlı ihbarlarıma rağmen hiçbir surette şahsımdan ifade almak istememiş, internet sitelerimden alarak iki cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış ve karartmıştır. Belgesi ilişiktedir. Başbakanlık Makamına ihbarlarım sonrasında önce soruşturma başlatılan, AKP kurucuları oldukları anlaşıldıktan sonra kapatılan İlişikteki cinayet ihbarımın, 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazılı olarak sunduğum dilekçemdeki bir bölümün özetini Mahkemenize sunuyorum ve araştırılmasını talep ediyorum: “Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir. Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim. Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıbb'a sevketmiştir. Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır. "Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde reddedilmiştir. Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır? Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı. "Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti. Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır. Israrla suç duyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığını tarafıma yazıyla bildirmiş, şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki iki adet cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış, sümenaltı etmeye çalışmıştır. Bu iki cinayetle ilgili ısrarla şahsımdan ifade alınması taleplerim reddedilmiş, Ilgaz mafyası korunmaya devam edilmiştir, cinayetler zaman aşımına uğratılmaya çalışılmıştır. Savcıların görevi adaleti yanıltmak değil, suçlu olanı adalete teslim etmektir. Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır. Kaza süsü verilen bu olayda Çukurhisar Jandarma Karakolu’nda görevli şahıslar, olay yerinde tuttukları tutanakta, aşırı derecede alkollü bir şahıs için “alkolsüzdür” ifadesini kullanmışlar, “dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu şöför hatası” cümlesine yer vermişlerdir. Dahası, bu şahsı için hiçbir surette otopsi yapılmamış ya da engellenmiştir. Eskişehir Başsavcısı Gökhan Karaburun, şahsımı Mazhar Osman’a göndermeden önce, bu anlattıklarımla ilgili mahkemenize bilgi vermek zorundadırlar. Cinayetleri örtbas etmek, devletin bir Başsavcısı’nın görevi olamaz.


           2). Birinci dereceden korunması gereken sit alanına 60’tan fazla sahte ruhsatlı kaçak villa yapıldı.  Sayın Coşkun Mutluer’e pafta ve parsel numaralarını ilettim. 2005 senesinde çıkarılan bir kanunla “yasallaştırıldığı” söylendi fakat araştırdım, hala kaçak görünüyor ve ruhsatlar sahte… Çünkü bu sit alanı hala özel tarım alanı, “özel yerleşim alanı” olduğunun belgesi yok… Midas’ın 2600 yıllık mezarı da yok edildi. Sayın Başsavcım bu konularda “yalan söylediğimi” iddia edebilirse, bizzat şahsımın yanında Mahkemenize ifade verebilirse, sonrasında seve seve Mazhar Osman’a gideceğimi taahhüt ediyorum.


           3).  On beş senedir süren Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük tarihi eser kaçakçılığı yapıldı… Tarihi eserler  papazlar kullanılarak Yunanistan’a kaçırıldı. Israrlı suç duyurularım, bizzat Başsavcı tarafından örtbas edildi. Eğer yalan söylediğimi iddia edebiliyorsa, Mahkemenize ifade versinler.


           4). Subay Orduevi’ni yenileme ve kolon güçlendirme çalışmalarında kolon patlatıldı. Bu çalışma esnasında mühendis görevlendirilmedi. İlkokul mezunu dahi olmayan iki inşaat ustası, kara düzen yöntemlerle kolon güçlendirdiler. “Yenileme” adıyla yapılan bu çalışmalarda yüzlerce paslı ve çürük malzeme kullanıldı, listesini tutma işinde  bizzat  şahsım görevlendirildi. Genelkurmay’a ihbarda bulundum ve Hüseyin Işık isminde bir Albay’a ifade verdim. Genelkurmay, “ihaleyi Savunma Bakanlığı’nın vermesi sebebiyle” bu işten sıyrıldı. Eğer Subay Orduevi göçerse, kabak Savunma Bakanı’nın üstünde patlayacak… Eskişehir’de 5 şiddetinde bir deprem 1999’dan bu yana henüz olmadı. Subay Orduevi “yenileme” işi  2002-2003 senesi içinde yapıldı. Bu olayı bildirmediğim makam da kalmadı. İspatlıdır… Eğer Mahkemeniz, Genelkurmay Başkanlığı’ndan “araştırmak adına” gelen Albay  Hüseyin Işık’tan ifade alırsa, kimlerin yalan söylediği ve Mazhar Osman’a aslında kimlerin gönderilmesi gerektiği de ortaya çıkar. Eskişehir Subay Orduevi’nin çökme teklikesi içinde olduğunu Mahkemenize de bildiriyorum ve önlem alınması için ilgili makamlara haber verilmesi talebinde bulunuyorum. Beş şiddetinde bir depreme dayanmayabilir. İlk ihbar dilekçem ilişiktedir ve teslim ettiğimin belgesi olan ses kayıtları vardır.


          5).   Emlakbank’ı hortumladılar. Sayın Ahmet Necdet Sezer şahidimdir.


          6). Kamu makamlarından hırsızlık, rüşvet, darp, kara para, uyuşturucu ticareti…


            Sayın Hakim’im,


            Yukarıda sunduğum yasadışı işler hakkında Ilgaz AŞ’nin beş adet patronu şahsıma “iftira davası” açsın ve Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanayım, ondan sonra  Sayın Başsavcım şahsımı MAZHAR OSMAN’a göndersin… Seve seve gideceğimi Mahkemenize taahhüt ediyorum.


            Yukarıdaki haklı nedenlerimden dolayı, Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararına itiraz ediyorum.  Siz Sayın Hakim’den ve Mahkemenizden, bu kararın bozulmak suretiyle düzeltilmesini istirham ediyorum. Ayrıca bu dilekçemde, yukarıda sıraladığım devletimize karşı işlenmiş tüm yasadışı işlerle ilgili Mahkemenize suç duyurusunda bulunuyorum. Eskişehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne, Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi kanalıyla gönderdiğim 20 adet resmi belgenin kaybolması sebebiyle Mahkemenize, ilişikte gönderdiklerim dışında belge teslim etmiyorum. Bu dilekçemin ve suç duyurularımın Eskişehir Ağır Ceza Mahkemelerine iletilmesini, Mahkemeniz tarafından suç duyurusunda bulunulmasını, Devletim ve Milletim adına istirham  ediyorum.


            Bu itiraz dilekçemdeki her kelimenin doğruluğunu taahhüt ederim. Taahhüt etmenin ne anlama geldiğini de çok iyi bilirim.


            Ben suçlu ya da akıl hastası değilim. Şahsımdan şikayetçi olanlar önce “aklı başında vatandaş” muamelesi yaparak 10 sene hapis cezası yağdırıyor. Yargıtay’ın değerli üyeleri de “esasa bakmadan” hapis ve para cezalarımı bozup geri gönderiyor. Şahsımı bir türlü cezaevine sokamayanlar, kendi yaptıkları yasadışı işlerin ortaya çıkmaması adına şahsımı susturmak istiyor.  Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adaleti bu mu?


            Sayın Hakim’im,


            Bir “deli”nin böyle bir dilekçe yazabileceğine inanabilir misiniz?


            Eğer Kenan Akkuş suçlu olsaydı, şimdi cezaevinde olurdu.   Eğer akıl hastası olsaydı MAZHAR OSMAN’da olurdu…  Beş senedir cezaevine sokamadıkları gibi, “deli raporu” da aldıramadılar. Eğer sayın Hakimlerim fırsat tanırlarsa, bu güzel ülkede bir çok güzelliklere imza atacağıma inanıyorum. Ben sadece ülkeme hizmet etmek istiyorum. Hiçbir makam sahibine ya da şahısa düşmanlığım yoktur. Yasadışı işleri ortaya çıkarmaya  kararlıyım.


            Mahkemenize ve siz Sayın Hakim’e saygılarımı sunarım. 08/06/2009


                                                                                                         Kenan AKKUŞ




Bu itiraz dilekçem 7 (yedi) sayfadır.


EKLERİ:   1).  Eskişehir   3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/717 nolu   kararı.

                  2). 20/05/2004 tarihinde Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiğim ve dört adet yasadışı ihbar ettiğim dilekçeme iliştirdiğim, araştırılması adına Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini istirham ettiğim “Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na Cinayet İhbarım”.

                 3). Yukarıda sözü edilen Cinayet İhbarımı Sayın Başbakan’a gönderdiğimi belgeleyen PTT’’nin  21/05/2004  tarihli taahhütlü makbuzu.

                 4). Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli Savcı Cemal Gürsel Sarıca’nın, şahsımdan ifade tenezzül etmeyip,  internet sitelerimden alarak iki cinayeti kasıtlı olarak nasıl birbirine karıştırdığının belgesi.

                 5).  Subay Orduevi’nin çökebileceğini ihbar ettiğim ve Eskişehir Subay Orduevi Müdürü Mehmet Gürdoğan’a bizzat elden teslim ettiğim 23/01/2004 tarihli dilekçem.



ESKİŞEHİR 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE TESLİM ETTİĞİM BU İTİRAZ DİLEKÇEM,  ESKİŞEHİR CUMHURİYET BAŞSAVCISI GÖKHAN KARABURUN TARAFINDAN MAHKEMEDEN ALINARAK YIRTILDI...


İŞTE BUNUN ADINA ADALET DEDİLER…






                      ESKİŞEHİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ’NE,


              Sayın Hakim Murat Karahisar,

             

             KONU 1).  04/06/2009 tarihinde, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/8572 sayılı yazısı ile şahsımı yargıladınız ve Bakırköy Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde gözlem altına alınmasına karar verdiniz. Yani akıl hastası olduğumda şüpheleriniz oldukça yüksekti.


             KONU 2). Duruşma esnasında “Birden fazla kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve birden fazla iftira suçlarını işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunduğu”nu belirttiniz fakat bu hakaretlerimin ve iftiralarımın neler olduğunu tarafıma bildirmediniz, savunma haklarımı gasp ettiniz. Anayasal savunma haklarımı şahsıma tanımadınız.


             KONU  3).  Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne kasıtlı olarak postalanmam olayında Anayasal suç işleyen ve şahsıma komplo hazırlayan Eskişehir Savcılarından Celalettin Karanfil’in ve Ömer isimli bir polis memurunun marifetlerini bildiğinizden eminim. Eskişehir Adli Tıp doktoru ve Eskişehir Devlet Hastanesi’nde görevli Psikiyatri uzmanı Dr. Gönül Baylan Kaygısız’ın da suça ortak edildiği bu komployu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağımdan şüpheniz olmasın.  Bir mafyanın cinayetlerini örtbas etmek adına çok sayıda kamu görevlisi Anayasal suçlar işlediler ve hak ettikleri cezayı mutlaka bulacaklardır. Hiç şüpheniz olmasın.


             KONU 4). Mazhar Osman Akıl ve Ruh Hastanesi’ne kapatıldıktan sonra, doktorlarım şahsıma bir gerçeği açıkladılar: Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısında diyor ki: “2007 senesinde yazmış olduğu bir dilekçede hakaret ve iftira suçu işlediği iddiasıyla müşahade altına alınmasına.”

Üzerinden tam iki sene geçmiş bu dilekçemle ilgili şahsımdan hiçbir surette ifade alınmadığı gibi, savunma yapmam da engellenmiştir. Bu dilekçemin içeriğinin ne olduğunu da bilmiyorum. Eğer varsa böyle bir dilekçe, önce bir kopyasını şahsıma tebliğ ediniz ve yargılayınız.


             KONU 5). Yukarıdaki söz konusu dilekçemle ilgili  Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastanesi’ne postalandım. Fakat bu dilekçe Mazhar Osman’a gönderilmedi, yerine binlerce sayfadan oluşmuş klasörler gönderildi. Bu sayfalarda internet sitemde yayımladığım yazılar mevcuttu. Oysa bu yazılarımdan dolayı şahsıma hiçbir surette dava açılmadı. Kasıtlı olarak doktorları yanıltma yolunu seçmenizin mantığı ne olabilir? Merak içindeyim.


            KONU 6).  Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastanesi’ne postalanmak için 17 Ağustos 2009 günü saat 11’de polis tarafından gözaltına alındım ve Gaffar Okkan Polis Karakolu’ndaki nezarethaneye atıldım. Bu nezarethanede 17 saat tutuldum. Mafyanın üç adet cinayetini örtbas etme adına kasıtlı olarak sevk edildiğim akıl hastanesi öncesinde, nezarethaneye atılmam adalet midir? Nezarethane faslında siz Sayın Hakim’in kararı var mıdır?


            KONU 7). Nezarethanede ikinci defa itiraz dilekçesi hazırladım ve Mahkemenize sunulmak  üzere, Eskişehir Barosu Avukatlarından Nurullah Tulum’a teslim ettim, karakol tutanaklarında mevcuttur. 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunduğum itiraz dilekçem ve karakolda yazdığım dilekçem hakkında  hangi işlemler uygulandı?


            KONU 8). Kasıtlı olarak gönderdiğiniz Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne 15 gün kapatıldım. Burası hastaneden çok cezaevine benziyor. Kapılar kilitleniyor, pencerelerde kalın demir parmaklıklar var, telefonlar dinleniyor ve mektup gönderme özgürlüğünüz yok. Yargıtay’a ihbar dilekçemi bile gizli bir şekilde göndermek zorunda bırakıldım. Doktorlar ve hemşireler görev yapmasa, burası cezaevinden farksız olacak. Eskişehir Başsavcısı’nın iftirasıyla bu cezaevine kapatılmam hak mıdır?


          KONU 9). Kasıtlı olarak gönderdiğiniz Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde 15 gün kaldım ve hiçbir tedavi görmedim, ilaç da kullanmadım. Heyete girmedim. Şahsıma uygulanan testler sonrasında hiçbir hastalığımın bulunmadığı, akıl hastası olmadığım şahsıma iletildi.  Ancak belgesi şahsıma verilmedi.


          KONU 10). Bu hastaneye kapatılırken cebimde 40 TL vardı. Eskişehir Başsavcısı da 30 TL göndermiş, komplocu polis memuru Ömer’den aldım. Toplam 70 TL ile Hastane Kantini’nden ihtiyaçlarımı karşıladım. Hastane çıkışında param kalmamıştı. Eskişehir’e dönebilmek için, 150 TL’ye aldığım telefonumu 35 TL’ye satmak zorunda kaldım ve bu parayla otobüs bileti aldım. Eskişehir Başsavcısı iftiralarla 16 günümü çaldığı gibi, maddi olarak da şahsımı mağdur etti. Üstelik binlerce sayfa çıktı hazırlatarak, iki polisin masrafını devletin üstüne yıkarak devlete zarar ettirdi. Başsavcı’nın görevi devletin parasını malını çarçur etmek midir?


          Yukarıdaki konuları Mahkemenize arz ediyorum ve Anayasal hakkım olan 3071 sayılı dilekçeye cevap hakkı kanununu hatırlatarak, heyete girmediğim halde Bakırköy Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin şahsım için karar verdiği uyduruk heyet raporunu Mahkemenizden talep ediyorum.


           Siz Sayın Hakim’in taraflı davrandığına inanıyorum ve bundan sonra Mahkemenizde yargılanmayı reddediyorum.


           Bu sebeple Dosya No: 2009/211 ve talimatla 25/09/2009 tarihinde Mahkemenizde görülecek “Hakaret” duruşmasına katılmayacağımı bildiriyorum.


           Eğer yargılanacaksam, devletim tarafsız mahkemelerde yargılamak zorundadır.  Anayasamız bunu emretmektedir.


           Mahkemenize saygılarımı sunuyorum. 16/09/2009


                                                                                                    Kenan AKKUŞ


ŞİKAYET EDEBİLECEĞİM BİR MAKAM KALMADI…


BUNA ADALET DİYORLAR…


OYSA AKIL HASTASI OLANLAR,  KATİL MAFYALARDAN RÜŞVET YİYEN OROSPUNUN EVLADI SAVCILAR VE HAKİMLERDİR...

RÜŞVET YİYEREK SÜREKLİ SAYFALARIMIZI SİLEN FACEBOOK HESAPLARIMIZI KAPATTIK. BUNDAN SONRA SADECE TWİTTER’DEYİZ:

https://twitter.com/esrehber







İT, İTİ ISIRMIYOR… ÇÜNKÜ HEPSİ İT OĞLU İT…

Bakırköy Mazhar Osman’a kapatılmadan önceki bir tarih…
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan bir tebligat geldi, ikamet adresime.
O güne kadar çağırıldığım her makama tereddütsüz gittiğim gibi, Tülay Nermin Atay’ın makamına da gittim.
Dava dosyalarımdan belgeler çalmalarına, Anayasal haklarımı yok saymalarına ve aleyhime çalışmalarına rağmen savcılar ve hakimler hakkında hala olumlu düşünmeye çalışıyordum.

Tülay Nermin Atay’ın ilk sözleri şöyle oldu:

“Başsavcı Gökhan Karaburun’a ve Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer’e internet yoluyla hakaret etmişsiniz…”

Ben de cevap verdim: “-Yooo… Ben kimseye hakaret etmem. Doğru olan ne ise onu anlatırım.”

“Doğru olan nedir” diye sordu. Cevap verdim:
“Şahit olduğum bir cinayeti bizzat Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelerek hem yazılı, hem sözlü olarak ihbar ettim. Bizzat sözlü olarak ihbar ettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer benden ifade almak yerine dalga geçti, alay etti, sonra da sepetledi…”

“Öldürülen şahısın ismi Ruhi Güner. Öldürenler Ilgaz mafyası. Cinayete kaza süsü verdiler. Jandarma’dan rüşvet karşılığında sahte tutanak hazırlattılar.Bu katiller AKP kurucusu oldukları için cinayet örtbas ediliyor. Başsavcı Gökhan Karaburun’a mektup yazıp anlattım. Mektubumu iade etti.”

“Ben de internette siteler kurarak bu konuları yalana sapmadan anlattım. Başsavcı, şahit olduğum cinayeti örtbas ederken, yardımcısı Coşkun Mutluer, şahit olduğum tarihi eser kaçakçılığını, şahit olduğum korunması gereken sit alanı talanını, sahte ruhsatlı kaçak villaları örtbas etti. Belgelediğim yasadışı işleri kamuoyuna internet yoluyla anlattıysam, bunun neresinde suç var, neresinde hakaret var?”

Tülay Nermin Atay : “Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı?” diye sordu.
Cevabım: “Evet var. Başsavcı Gökhan Karaburun ve yardımcısı Coşkun Mutluer’in örtbas ettiği diğer yasadışı işler: Emlak bankasının hortumlanması… Kara para aklama… Uyuşturucu ticareti… Kamu kurumunda çalışan memurlara rüşvet… Devlete karşı çok sayıda soygun amaçlı sahtekarlıklar… Özel şirketlere bol miktarda tokat… İhale yolsuzlukları ve daha bir sürü pislikler… Bu konularda benden ifade alan ilk savcısınız. Ayrıntı isterseniz her şeyi anlatırım.”

Tülay Nermin Atay’ın cevabı: “Tamam, bu kadar yeter. Gidebilirsiniz…”
…..

Hakkımda Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılıyor:

“KENAN AKKUŞ’UN BİRDEN FAZLA KAMU GÖREVLİSİNE, GÖREVİNDEN DOLAYI HAKARET VE BİRDEN FAZLA İFTİRA SUÇLARINI İŞLEDİĞİ YOLUNDA KUVVETLİ ŞÜPHELER BULUNDUĞU, ŞÜPHELİ AKIL HASTASI İSE NE ZAMANDAN BERİ AKIL HASTASI OLDUĞU, BAKIRKÖY MAZHAR OSMAN HASTANESİ’NDE GÖZLEM ALTINA ALINMASINA…

Davayı açan da başka bir şerefsiz savcı: Celalettin Karanfil…
Ilgaz mafyasından 2 milyon dolar rüşvet yiyen bir pislik…

Evimde gece yarısı paketleniyorum, nezarethane faslından sonra ellerimi kelepçeleyen Ömer isminde Yozgatlı bir polis memuru (ekipler amirliğinde) beni Eskişehir Devlet Hastanesi’ne götürüyor.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül Baylan Kaygısız’a gösteriyor:
“Bu adam herkese hakaretler yağdırıyor. Adli vaka. Lütfen bir rapor istirham edeyim” diyor.

Gönül Baylan Kaygısız isimli orospu doktor da beni muayene etmeden, istenen raporu tereddütsüz veriyor:

“Bakırköy Mazhar Osman Akıl Hastanesi’ne kapatılması ugundur…”

Bu olaylar sizin başınıza gelse ne yaparsınız?
Bence susarsınız…

Zaten sustuğunuz için Türkiye ve Adalet’i bu hallere gelmedi mi?

Tülay Nermin Atay'ın benden aldığı ifadenin tutanaklara geçirilmediği zaten ortadadır.

Fakat unuttukları bir konu var ki: Bu ifade işinin ses kaydı bende mevcuttur.

Kenan Akkuş (esrehber)